sefil (minik ‘s’ ile)


”Sigara,kitap, kahve ve intihar bağımlısı bir gencin not defterindeki monolog”

””-Sefilsin. Bazen o kadar gıcık oluyorsun ki boğazından bıçaklayıp bir çöplüğün kenarına parçalarını fırlatmak istiyorum. Hatta sonra seni almaya gelen çöp kamyonunu yakasım şoförünü de bataklığa atasım geliyor. Bazen de o kadar hoş sohbet ve cana yakın oluyorsun ki seninle geçen dakikalarımın farkına varmıyorum. O an Aynştayn amcaya hak veriyorum.İçimden sessizce o anlarının hiç bitmemesi için dua ediyorum. Biliyor musun, seninle böyle bir zamanda tanışmıştım ve o zaman kararımı vermiştim bu çocuk benim dostum olmalıydı. Ama artık o çocuktan da o babacan meşrepten de eser yok. Seni tanıyor muyum?

-Beni yeterince tanısaydın benden nefret ederdin. Biliyorum ben artık o eski değilim, biliyorum beni yeterince tanımadığın için bazen kelimesini kullanıyorsun. Eğer gerçekten tanısaydın o ‘bazen’ i de atar ve derdin ki: ”Sen hayatımda gördüğüm en uyuz en gıcık en bencil mahluksun.” Bundan korkuyorum ama biliyor musun, hayatımda o kadar çok insan kaybettim ki artık buna tahammül edebilir miyim bilmiyorum. Aklımda her gün milyonlarca soruyla dolanıyorum. Bazıları o kadar utanç verici düşüncelerden ibaret ki o an ölmek istiyorum. Senin dostluğunu kaybetmekten korkuyorum, sana zarar verişimde bu yüzden ama yine de söylemeliyim. Senin yerinde olsaydım ben benimle dost olmazdım. Hatta kendi yüzüme bile bakmazdım.

-Ölmek istediğin anlar mı? Beni güldürüyorsun. Senin gibi bencil bir mahluk nasıl ölmek isteyebilir ki, sen ancak yaşamak ve daha çok yaşamak isteyebilirsin. Çünkü o ego yüklü ruhun seni bu dünyanın ancak senin için olduğuna inandırmış. O ego yüklü bedenin etrafındaki insanları, sana bakan ve gülümseyen yüzleri hiçe saymak için olanca gücüyle seni kapana kıstırmış. Sen bir kapansın ve içine hapsetmek ve ona hükmetmek için kuşunu arıyorsun. O kafes o kadar büyük ki  bir Zümrüdüanka o kafese girse bir Simurg için daha yer kalır. Sonra bir de seni tanımadığımı iddia ediyorsun öyle mi? Bu dünyada kim birbirini tanıyor ki dostum? Bir insanı tanımak ne demek? Sadece ismini ve ona dair ufak bilgi kırıntılarıyla bir insanı tanımış mı oluyoruz? Öyle insanlar var ki hiç konuşmadıkları halde birbirlerini anlayabilen, tanıyabilen ve yine öyle insanlar var ki gözlerinin dibinde birbirlerinden bi-haber. Bir insanı tanımak için onunla ya alışveriş yapmalı ya da onunla seyahat etmelisin. Ben seninle karşılıksız dost olmak istemiştim sadece. Sana sırlarımı vermek bir alış-verişten mi ibaretti?

-Sır. Sırlarını verdiğini söylüyorsun ama aslında o sırlara ihanet ettiğini öğrenmek istemiyorsun. Sırlar niçin vardır hiç düşündün mü? Onlar dostlarınla paylaşman için mi varlar? Sırlarını bana vermeni hiç bir zaman  istemedim. Çünkü bu hainlik olurdu biliyor musun? Bu bir alış-veriş değil, sadece ihanet, sen sırlarına ihanet ettin ve şimdi sırlarınla beraber beni de kaybettiğin için kızgınsın. Ayrıca sana hiç bir zaman sabit biri olacağımın garantisini de vermedim, etrafına bak. Sence tüm bu insanlar aynı mı ya da hiç değişmiyorlar mı? Sen benim eşref saatime denk gelmişsin ve sırlarına ihanet etmek için beni seçmişsin. Bu durumda sen hain ve ben de senin suç ortağın oluyorum. İkimizi de, dostluğumuzu da sırlarınla kirlettin.

-Hain? Sadece samimi olmak istemiştim ama artık bu kelimenin  de ne demek olduğunu bilmiyorum. Samimiyet ne korkunç manaları olan bir kelime. Sahi insan nasıl samimi olur?İnan bilmiyorum. Sana sırlarımı anlatarak samimi olabileceğimi zannetmiştim. Sana iç dünyamı göstermek istemiştim. Bir zamanlar tanıdığım birisi bana:”Samimi değilsin.” demişti. Ona haklı olduğu için o kadar kızmıştım ve darılmıştım. Ondan beridir samimiyetin manasını önüme çıkana sorarım ama biliyor musun cevabını kimse bilmiyordu. Seninle dost olmazdan evvel karar vermiştim:”Samimi olmalıyım” Kendimce bir kaç yol öğrendim.İşe yaramadıklarını şimdi daha iyi anlıyorum. Ne kadar da yanılmışım.

-Hayat bu işte dostum? Hatalarla ,pişmanlıklarla, dileyemediğimiz özürlerle,söyleyemeğimiz sevgilerle, veremediğimiz duygularla, anlatamadığımız dertlerle, dertli iç çekişlerle, ağzımızı yastığa dayayıp ağlamalarımızla, sesimizi duyuramadığımız haykırışlarımızla, samimi olamadığımız insanlarla, sükut-u hayallerimizle içine çektiğimiz sigara dumanlarıyla ve tüm zaaflarla bezeli insanoğlullarıyla dolu. Sadece bu kadar da değil biliyor musun? Tahmin edemediğin kadar ruh hastası, duygu yoksunu insan çevrende birer sülük gibi seni emmek için uğraşıyor. Tüm bunlarla cebelleşirken aslında aradığın sadece birisi ama onu bulana kadar rastladığın tüm mahlukların senden bir parça götürmelerine izin vermen gerekiyor. Çünkü bu sülükler senin kirli kanını içtikçe sen temizlenecek ve aradığına pür-i pak şekilde kavuşacaksın. Senin hatan o insanın ben olduğumu zannetmendir. Sana şimdi söylüyorum işte. Aradığın o dost ben değilim. Ama ben bir sülükte değilim. Öyle olsaydım şu an seni uyarmak yerine bir yerine yapışmış kanını absorbluyor olurdum. Sevgili dostum ben sadece bir aynayım işte o kadar. Bir aynanın ayna olduğunu ispatlamasına gerek yoktur. Ona bakanın kendini görmesi onun ayna olduğunu kanıtlar. İşte sende şu an o aynaya bakıyorsun. Kendini görebiliyor musun?

– Ne saçmalıyorsun be? Aynaymış, peh. Peki söyler misin bir ayna aynaya baktığında ne görür? Ayna olduğunu iddia ediyorsun ama kendini görmekten acizsin. Sen nasıl kendinin farkına varacaksın peki? Niçin bu dünyaya geldiğini nereden öğreneceksin? Teşekkür ediyorum beni bana anlatma zahmetin için. Ama senin için üzülüyorum, sana seni kim anlatacak. Bir ayna olmayacağı kesin. Çünkü iki ayna karşı karşıya geldiğinde birbirlerinde boşluktan başka hiçbir şey göremezler.

-İşte burada yanılıyorsun. İki ayna karşı karşıya geldiğinde gördükleri birbirlerinin sonsuzluğudur. Bu öyle bir sonsuzluk ki keşfetmekle asla bitmeyecek. Keşfedilse bile asla tükenmeyecek zevklere gebe bir sonsuzluk. Ben de beni gösteren bir ayna arıyorum biliyor musun? Aslında her insan birer aynadır ama sadece arkalarının ne kadar sırlı olduğu muallak. Arkanı yeterince sırladığın takdirde diğer insanları iyi ve kötü yönleriyle görebileceksin ve onlara kendilerini izleme fırsatı sunacaksın. Böylelikle insanları tanıyacaksın ve tanıdıkça kendine olan yolculuğun sona erecek. Kendi aynanla karşılaşınca öleceksin anlıyor musun, öleceğiz. O sonsuzluk karşısında nutkumuz tutulacak ve atan kirli kalplerimiz şaşkınlıktan duracak. Aradığın şeyi sana söyleyeyim mi? Ölümü arıyor, özlüyorsun ve bir gün ölmek için her gün yaşıyorsun.”’

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: