Bir bank ve bir kitap


Parklarda sabahlamak isteyen bir insan hayal ediyorum. Neden istersin ki a canım? O güzelim yastık yorganını acımasızca terk edip ne diye sert ve ruhsuz bankta yatmak istersin? Zevk meselesi karışamam ama seni  anlıyorum da. Seni sen yapan , kendini bulduğun kitaplarını özel bir ortamda okumak, altlarını plasterle yine kendini farklı hissetmek adına bantladığın ve ucunu kalem tıraş yerine küçük çakınla açtığın kurşun kaleminle çizmek. İşte sen busun, yalnızsın ve insanlara kitaplarla ne güzel arkadaşlık ettiğini o kitapları park banklarında ya da surların tepelerinde ya da sokaklarda okuyarak haykırmak istiyorsun. İşte seni anlıyorum dedim ya. Ben de aynılarını geçen gün yapmıştım ve ne hissettim biliyor musun? Kederle karışık yalnızlık. Tıpkı senin hissettiğin gibi. Önce kendime ağaca yakın güneşten uzak bir bank buldum.Ayakkabılarımı çıkarıp önce biraz uzandım. O halde ne kadar kaldım bilmiyorum ama kalktığımda rahatlamış ve karnımdaki açlığı unutmuştum. Sonra çantamı açtım ve Madonna’mı çıkardım. Evet kendi Puder’imi. Bu ikinci okuyuşum ve bitmesini istemiyorum ve biliyorum da: Maria Puder’ler gitmeye meyyaldirler. Bağdaş kurarak, ayaklarımı uzatarak sonra sarkıtarak ve daha bir çok pozisyonda okumayı denedim. İnan bana insan insanlarla dolu bir parkta da kendini acınası bir yalnızlığın içinde bulabiliyor. Sanırım bu da modern insanın medeni problemi: asosyalllik. Zaten  küçükten beri arka sırada oturan,yakalığının kopçası kopuk, kırmızı yanaklı ve diğer çocukların ”şişko palata yarım kilo salata” diye dalga geçtikleri, oynadıkları oyunlarına daha fazla gülebilmek için beni aldıkları ve hocadan kaçak sıranın altından kitap okuyup hayal dünyalarına dalan çocuğum. Şimdi üniversitedeyim ve hala arka sıralarda oturup sıranın altından kitap okuyorum. Yanaklarım da kırmızı ve insanlar hala benimle dalga geçiyorlar. Beni hala aptal yerine koyuyorlar. Artık takip edemiyorum bile hakkımda ne dediklerini ya da beni nasıl bildiklerini. Bilmekte istemezdim sanırım. Bir bank ve bir kitap bana tüm dünyaların kapılarını açarken, beni diyar diyar gezdirirken umursamıyorum. Zaten yılların bana öğrettiği bir tek bu var: Umursamamazlık. Umrumda bir o bankta okuyan çocuk bir de hayallerim var, bana yeten beni seven.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: