Çalar Saat


Yakın zamanda çalar saat adlı, dokuz farklı yazarın aynı konu üzerinde dokuz farklı hikâyesinin yer aldığı bir öykü kitabı okudum. Bunu da oradan esinlenerek yazmayı planlıyorum, çünkü çalar saatin herkes için ayrı bir olduğu için ben de kendiminkini yazmaya karar verdim.
Bundan tam olarak iki yıl önceydi. Lise üçte olmalıyım ve bazı arkadaşlarımla Trabzon da bir lise yurdunda kalıyoruz. O zamanlar hazırlanmanın verdiği yorgunluk, okulun verdiği yorgunluk ve dershanenin verdiği eziyet nedeniyle kendimizi yatağımıza atmak için can atıyoruz. Çoğu zaman uyuyabilmek için okula gitmediğimizi bile anımsıyorum. Hatta uyuyabilmek için yurtta bizim için önem arz eden programlara bile katılmadığımız olabiliyordu. Uyku yüzünden çoğu zaman okula da geç kalıyoruz, müdür yardımcısına bir daha olmayacağına dair ne kadar söz verdiğimi bile hatırlayamıyorum. Bazı arkadaşlarımızın çalar saatleri vardı ama o yorgunluktan unutup kuramadan yattığımız zamanların yanında uyku sersemi kalkıp kapatıp tekrar yattığımız zamanlar da oluyordu. Yurtta telefon kullanmak yasaktı, yasak olduğu halde kullananlar yastıklarının altında telefonlarını saklarlardı. Yastığın altında sakladıkları için uzanıp kapatmaları çok kolay. Böyle böyle baktık bir türlü kalkamıyoruz. Dedik bu böyle olmaz arkadaşlar, bir nöbet listesi yapalım. Herkes bir gün uykusuz kalacak, yapacak bir şey yok, dayanmamız lazım. Müdür yardımcısı da bizi tehdit etmeye başlamış yavaştan, eğitim hayatımız tehlikeye girmiş. İlk gün bir arkadaşa dedik bu gün sen yatmayacaksın, sabaha da bizi kaldırırsın dedik. Bir yatakhanede yaklaşık altı kişiyiz, çoğu zaman nüfus sayısında azalmalar artmalar yaşansa da genel sakinleri bu altı kişidir. Sonra biz çocuğa güvenerek yattık, sabah kalkmayı bekliyoruz. Ben telaşla bir kalktım, 1. Ders 2. Ders bitmiş 3. Dersin yarısındalar okuldakiler. Dedik lan ne oldu, bu çocuk niye kaldırmamış bizi. Çocuk ortalıklarda yok tabi. Biz de okula gidemeyiz belli. Çıktık dışarı epey bir dolaştık, sonra yurda geldiğimizde baktık çocukta gelmiş.
Dedik ‘’oğlum bizi niye kaldırmadın, bak gidemedik bu gün okula.’’
Çocukta sinirli sinirli ‘’ Abi bırak ya kaç kez dürttüm seni az kalsın dayak atacaktın bana’’ dedi.
‘’ Lan manyak mısın oğlum, uykulu uykulu ne dayağı?’’
‘’Hatırlamazsın tabii, kalkıp küfrederek kapıya kadar kovaladın beni’’
O zaman anladım ki ne çalar saat ne telefon alarmı ne de bir insan bizi o uykudan uyandıramazdı. Zaten çoğu zaman yatakhanenin anahtarını ele geçirmek için yapmadığımız manyaklık kalmamıştı. Ha bir de yemekhanenin anahtarı var ama onu da başka bir hikâyede anlatırım artık.
Sevgiyle kalın dostlar…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: