Fotoğraflarda Yaşam


Fotoğraf vazgeçmeyeceğim tutkum. Nasıl oluştu ya da tutkular insanın içerisinde nasıl oluşur ve ilerler bilmiyorum. Ama bildiğim şey eski bir fotoğraf albümü elime aldığımda ya da herhangi iyi çekim bir fotoğraf kendimden geçtiğim. Siyah beyaz fotoğraflar, kenarları sararmış, eskimiş, küf kokulu fotoğraflar, kendime her baktığımda bu ben olamam dediğim fotoğraflar, fikrini, gözlerindeki ışığı yansıtan fotoğraflar, hayallerinle dolup taşan fotoğraflar, gerçekleri suratına vuran fotoğraflar. Belki de dobra dobra anlatmak istedikleri şeyleri anlatabildikleri için onları seviyorum. Her ne kadar böyle biri olamadıysam da. Kıvırmadan, utanıp sıkılmadan, sözünü kimseden esirgemeden olanı olduğu gibi anlatmak fotoğraflara has bir şey olsa gerek.
İyi ki fotoğraflar var. Belleğimizden silinmesini istemediğimiz insanları her baktığımızda bize hatırlatan ve belki gözlerimizi yaşartan eski, kenarları şekilli fotoğraflar iyi ki var. Çünkü anneannem artık o fotoğraflarda saklı. Onu gördüğüm her fotoğrafında bana, yanlış yaptığım şeyleri anlatır gibi bana bakar ve o kendine has bakışı onunla beraber yaşadığımız onca zamanın gözlerimin önünde yeniden canlanmasına neden olur. Demiştim ya kendinden geçiveriyor insan, hazırladığım çoğu sıcak kahveyi içemeden soğuturum her albümü elime alışımda.
Anneannem benim için çok önemli bir insan. Bana daha ilkokul yıllarında doğruyu yanlışı zor da olsa öğreten oydu. Kiminle arkadaşlık etmem gerektiğini bana öğreten de oydu. Zaten mahalledeki hiçbir arkadaşımı sevmezdi. Ona göre onlar bana zarar verirlermiş, dikkatli olmalıymışım onların yanında. Ama çoğu zaman yalnız kalmanın verdiği sıkıntıyla gizlice onların yanına giderdim misket oynamaya ya da Ortayayla’da ki havuzda yüzmeye. Gelince de epey dışarı da bekledikten sonra eve alırdı beni. Sonrası nasihatlerle, azarlamalarla geçerdi. Ama bana çok iyi bakardı. Mesela her gün öğle vaktinde bir bardak süt içirip yatırırdı beni. Tabi öğleden önce de camiye yollardı. Akşamda eğer keyfimiz yerindeyse benim soyduğum patatesleri ocakta kızartıp anık çayıyla beraber yerdik. Tabi yanında kaymak ve peynir de olurdu. Akşam yemeği zamanında kahvaltı etmeyi de bu nedenle severim, beni o akşamlara götürür. Sonra misafirimiz varsa mutlaka, bizim içinde arada sırada un helvası pişirirdi ocağında. Un helvası sütle beraber çok lezzetliydi o vakitler, hele hele dışarısı soğuk olduğunda yanan ocağın başında ayrı bir havası olurdu. Top şeklinde onlardan yapar ve köye giderken dedeme verirdi köydekilere getirmesi için. Aslında daha çok tereyağı ve peynir yollardı da helvayı da arasına sıkıştırıverirdi.
Bazen derede oynarken dereye batardık ve çoraplarımız ıslanırdı, anneannem fark etmesin diye çıkarır taşa vura vura kuruturdum ama o her zaman fark ederdi ıslandığını, ben de nasıl fark ettiğini hiçbir zaman anlayamazdım.
İşte merhamet timsali sevgili anneannem. Onun hatıraları artık fotoğraflarda, gözlerim de o fotoğraflarda.
Sevgiyle kalın dostlar…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: