Yasemin Kokusu


Mısır asıllı Fransız yazarın başarılı kariyerinde Doğu’yu savaşlarıyla, işgalleriyle ve dramlarıyla anlatan tarihi romanı. Kitapta yaşananlar Ortadoğu’nun 4 farklı ülkesinde yaşayan 4 farklı aile üzerinden sürükleyici bir şekilde anlatılmış. Diğer bir ifadeyle yazar 1. Dünya savaşının ortalarından 2. Dünya savaşının yaşanması ile 60’lara kadar olan süreçte bir Ortadoğu portresi çizmiş yazar bu kitabında.
Kitap on üç bölüm ve bu bölümlerinde içerisinde barındırdığı otuz dokuz kısımdan oluşuyor. Her kısım tarihe mal olmuş önemli bir şahsiyetin sözüyle başlıyor ve bahsettiğim bütün kısımlarda yer ve zaman özel olarak belirtilmiş. Fakat dikkatimi çeken bir diğer noktaysa bu sözlerin başında bulunduğu bölümlerle alakalarının olmaması. Ama bunu da çevirme işleminin çok zor olduğunu düşünerek Türkçe ‘ye çevrilirken uğramış olacağı bir takım aksaklıklara bağlıyorum. Keşke bu romanı da yazılmış olduğu ana dilinde yani Fransızca olarak okuyabilseydim, bunu gerçekten isterdim.
Okuyacağınız kitaplarınızı nasıl seçersiniz? Ne gibi süreçlerden geçerek bir kitabı beğenirsiniz? Ya da bir kitapla oluşan sinerjiniz nasıl başlar? İnce eleyip sık dokuyarak mı yoksa rastgele önünüze gelen bir kitabı alıp başlayarak mı? Bu sorular benim için önem arz eder ve her kitapseverin kendine has bir tarzı vardır bu konuda. Bu kitaba özel olarak diyebilirim ki: kesinlikle rastgele. Aslında epey zamandır listemde bulunan ve Ortadoğu’yu anlatan kitaplardan birini alıp başlamak istiyordum. Fakat kitapçıları gezdiğimiz sıradan bir Trabzon gününde bu kitapla tanıştım ve beni ilk cezbeden özelliği kum rengi kapağıydı. Kapağını gördüğüm anda aklımda hemen bir şimşek çaktı ve kitaba yaklaştım. ‘’Ortadoğu’ yu anlatan romanı’ ibaresini de okuduktan sonra faydalı olacağını düşündüğüm için satın almaya karar verdim ve okumam yaklaşık bir haftadan az sürdü çünkü roman beni içine çekmeyi başarmıştı.
Ortadoğu’yu anlamak. Aslında bugün belki de her şeyden daha çok Ortadoğu’yu anlamamız gerekiyor. Özellikle şu tarihlerde içinde bulunduğumuz siyasi durum bunu bir derece daha önemli kılıyor benim indimde. Neden anlamalıyız peki? Çünkü bu topraklarda yıllarca kan aktı ve hala akıyor bunun için anlamalıyız. Çünkü bu topraklarda insanlar mutluluğa ve özgürlüğe aç bunun için anlamalıyız. Çünkü bu topraklar kurtlar sofrasında yenilmeyi bekliyor bunun için anlamalıyız. Çünkü bu topraklar yenidünya düzeninde prangalarla bezenmiş bunu için anlamalıyız. İşte bu kitap bahsettiğim dönemde ki Ortadoğu’nun şu an karşılaştığı tüm sıkıntılarının başlama dönemini anlamamıza bir nebze de olsa yardımcı olabilir.
Peki, kitap hangi bakış açısıyla bakıyor Ortadoğu’ya? Ve ya nasıl bakmak istiyor yazar? Aslında bu kitabı bir Türk olarak okuduğumda içerisinde aldığım tarih terbiyesi nedeniyle kendimle çelişkili kısımların mevcut olduğunu söylemeliyim. Bahsettiğim şey’’ işgalci Türkler’’. Evet, yanlış duymadınız, kitapta bu ve buna benzer kısımlar sıkça mevcut. Bunlarda kimi zaman aile bireylerinin ağzından kimi zamanda Arap politikacılar tarafından dile getiriliyor ve çoğu zaman ortamda bulunan insanlar tarafında onaylanıyor. Mesela ‘’kimin aklına gelirdi diğer bir işgalcinin başkenti İstanbul’a sığınacağı’’ gibi. Ya da ‘’bu topraklar yıllarca İngilizler, Fransızlar, Türkler gibi işgalciler tarafında sıkça yıkılmış ve yakılmıştır. ‘’ gibi. Tabi ki Ortadoğu da bunun gibi düşüncelere sahip insanlar olabilir ve benim atalarımın adalet anlayışını benimseyememiş de olabilirler. Fakat yazarın uyguladığı politikanın bizim açımızdan oldukça tehlikeli olduğuna inanıyorum. Çünkü tarihsel terbiyeden geçmemiş herkesin gözünde çizilen bir Ortadoğulu insan var ortada ve özgürlüğe aç olan bu insan topraklarına gelen her insanı işgalci diye atfetmiş. Aynı zamanda bu konuda bir kamuoyu oluşturulmak içinde kullanılabilecek türde bir malzeme var kitapta.
Yani yazarın demek istediği: ‘’Tamam, biz işgalciyiz ama siz de öylesiniz. Bu aç Ortadoğulu insanın en azından sizi öyle görmesini istiyorum.’’ Fakat göz ardı edilen şey ise atalarımın tüm doğu için bir özgürlük timsali olduğu ve en kötü zamanlarında tüm doğunun yanında olduğu ve hala da olmaya devam ettiğidir. Bunun en güzel örneği de Cezayir de ki Mustafa Kemal Paşanın özgürlük heykelidir. Yazar bunları görmezden gelmiş. Bunu yazarın vicdanına bırakıyorum.
Takdir de şart yalnız. Öyle ki Yahudi bir aileyle Iraklı Müslüman bir aile arasında komşuluktan doğan bir muhabbet kitapta kendini açığa çıkarmış. Bu aslında bu topraklarda zaten yıllardır-atalarım sayesinde had safhaya ulaşmıştır- devam gelen bir özellik, ta Peygamberimizden beri. İnsanlar bu coğrafya da birbirleriyle iç içe ve birbirlerine muhabbet besleyerek yaşamışlar. Ama ne zamanki insanlarının egemenlik hakları kısıtlanmış, ayaklarına pranga vurulmuş o zaman ayrışma başlamış ve hala devam etmekte. Demokrasi adı altında acı getirenler bu ayrışmadan yararlanarak asırlarca medeniyetin beşiği olan doğuyu delik deşik etmişler. Üsttekiler ölmüş ve altlar onlara kalmış, Haçlı seferlerinden beri uygulanan mantık bu değil mi zaten? Dikkatli olmalıyız.
Tarihi roman olması nedeniyle hem roman okumak hem de yakın tarihimizdeki mihenk taşlarından haberdar olmak isteyenlere tavsiye edebileceğim kitaplardan sadece biri. Unutmayın okunacak çok şey var. Sevgiyle kalın.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: