Sarı mehtap


Sahile attım kendimi bir nebze de olsa rahatlamak ve biraz kalori yakmak umuduyla. Dün adliyenin oralarda otobüsten inip yine yürüyüş yapmıştım, havada müthiş bir dolunay ve ona eşlik eden muazzam bir de mehtapta vardı. Dolunayı izleye izleye ilerken bir yandan da denize düşmemek için önüme bakarak durağa kadar yarı ayık yarı sarhoş halde geldiğimi bile fark etmemişim. Bu akşam da yine dolunaya rastlarım diye kendimi saldım madenin bayırından aşağıya doğru ama kötü sürpriz hava kapalıydı. Dolunayla buluşamadık ama bu sefer dün izleyemediğim insanları gözlemledim gizliden gizliye.
İnanılmaz bir rağbet var Sarıyer sahiline. Yürüyüş yolunda el ele tutmuş genç sevgililer, yürüyüşe çıkmış ev hanımları, banklarda oturmuş çekirdek çitleyen zamanın eritemediği yaşlı çiftler, köpeklerini gezdirmeye çıkmış küçük çocuklar, mısır, kâğıt helva, renkli fırıldaklar satan insanlar, babalık görevlerini ifşa eden babalar, denizde yüzmeye gelmiş gençler ve kıllı orta yaşlı insanlar, parkta çocuklarının eğlenişini izleyen mutlu anneler, sahil güvenliğin önünde nöbet tutan sıkkın askerler, güzel bir poz yakalarım diye makineleriyle sahile akın etmiş fotoğrafçılar(itiraf ediyorum epey kıskandım), evlerine yetişmek için aceleyle yürüyen insanlar, ışıklar ağaçlar ve deniz kısaca ortam bayağı renkli bu sahilde. Denizde durum biraz daha sakin. En sağdaki teknede eğlenen bir grup insandan başka diğer tekneler sessizliğe gömülmüş durumda.
Tam karşısına oturdum teknenin, içerisinde birisi oldukça zayıf ve beyaz saçlı-sakallı iki insan iştahla bugün denizin onlara verdiklerinden yiyorlar. Hemen soldakinde ise yarı çıplak insanlar oltalarıyla balık tutmaya çalışıyorlar. Onun yanındakinde ise kadeh tokuşturup mezelerinden yiyen orta yaşlı bir çift var ve tekneden hafif bir müzik yankılanıyor, yeterince fantastik bir ortam. Benim kulaklarımda ise onerepublic’ten good life melodisi var ve bir anda olsa dünyanın daha iyi bir yer olacağına dair inancım artıyor, kendi kendime ‘’aal izz well’’ diyorum. Bir de şu dolunay olsaydı tam olacaktı ama diğer gecede burada olmamak için hiçbir nedenim olmadığını fark ediyor ve mutlu oluyorum. Sırada madene çıkan dik yokuş var ve sırılsıklam terlemişim çıkarken, ter kokan üç günlük gömleğim iyice ıslanmış, bana ‘’ artık beni kirli sepetine bırak’’ diye yalvarıyor, bırakıyorum ve soğuk bir duşun ardından kahveyle birlikte kuklaları okuma vakti yaklaşıyor. Zaten bir bu işi iyi yapıyorum ama birde insanların gözlerini okuyabilsem ne iyi olurdu.
Sevgiyle kalın dostlar…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: